cem's profileDEVRİMCİ OLMAK AYRICALIK...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
DEVRİMCİ OLMAK AYRICALIKTIRÇAĞDAŞ MEDENİYETLER SEVİYESİ HERKES DİNLENİYORMU ?TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA
Aşağıdaki sorularımın, Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından yazılı olarak yanıtlanması isteğimi bilgilerinize sunarım. Saygılarımla. 24 Ekim 2008
Süleyman Yağız DSP İstanbul Milletvekili
Adına “Ergenekon” denilen soruşturmanın/davanın başlamasından bu yana toplumda hemen herkes “telefonlarının dinlendiği” kuşkusunu ve endişesini yaşamaktadır. Bu soruşturma/dava kapsamında gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan Sanatçı Sayın Nurseli İdiz de yaptığı açıklamada, “Artık cep telefonu kullanmayacağım” demiş ve dinlenenler arasında olduğunu sorgulanması sırasında yöneltilen sorulardan anladığını söylemiştir. Söz konusu davanın sanık avukatlarından biri de mahkemede, “avukatların baskı altında olduğunu, telefonlarının dinlendiğini ve e-postalarının izlendiğini” ileri sürerek, “Mahkeme, avukatların görevini sağlayacak önlemleri almalı” talebinde bulunmuştur. Bunun üzerine davaya bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Başkanı Sayın Köksal Şengün’ün, “Hâkimin dinlenmediğini kim iddia edebilir” diye yanıt verdiği medya haberlerinde yer almıştır. Bu bağlamda sorma gereksinmesini duydum:
1- Söz konusu avukatın iddia ettiği gibi, sanık avukatları baskı altında tutuluyor mu ve bunların telefonları dinleniyor mu, e-postaları izleniyor mu? Sanık avukatlarının dışında da telefonları dinlenen ve e-postaları izlenenler var mıdır?
2-İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Sayın Köksal Şengün’ün, “Hâkimin dinlenmediğini kim iddia edebilir” sözünü nasıl karşılıyorsunuz?
3- Bu yanıt, hâkimlerin bile dinlenme endişesini yaşadığı ve bu endişenin giderek toplumun her kesimine yayıldığı anlamına gelmiyor mu? Yoksa, “telefonların dinlenmesi” ve “e-postaların izlenmesi” bir kuşkudan ve iddiadan ibaret değil de somut bir gerçek midir? Bu tür “dinleme” ve “izlemeler” yasal mıdır?
4- Toplumu böyle bir baskı altında yaşatmak temel insan haklarına aykırı değil midir? Böyle bir ortamda demokrasiden ve hukuk devletinden söz etmek ne kadar mümkündür?
5- Başbakan olarak, insanlarımızı “dinlenme” ve “izlenme” kuşkusundan kurtaracak düzenlemeler yapmayı düşünüyor musunuz? Yoksa, yeni bir düzenlemeye gerek duymuyor musunuz? osmanlı olmakmı ODA NE ?OSMANLI'NIN DOĞUM YERİ: BİLECİK Bu hafta Osmanlı İmparatorluğu'nun doğduğu topraklara; Bilecik'e gidiyoruz. Şehir antik çağlardan günümüze tarihin her döneminden izler almıştır. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat Kayı aşiretinin lideri Ertuğrul Gazi'yi uçbeyi olarak 1230"da bu yöreye yerleştirmiş; Söğüt'ü kışlak, Domaniç'i yaylak olarak vermiş. Ertuğrul Gazi 1281"de öldükten sonra aşiretin başına en küçük oğlu Osman Gazi geçmiş. Osman Gazi her geçen gün beyliğini genişletmeye başlamış, bundan korkan Bilecik Tekfuru ise ona bir tuzak kurmuş. Osman Gazi'yi oğlunun Yarhisar Tekfuru"nun kızıyla yapacağı düğününe davet edip, onu orada öldürmeyi planlamış. Ancak Osman Gazi'nin dostu Harmankaya Tekfuru Köse Mihal bu planı kendisine söylemiş. Bunun üzerine Osman Gazi Bilecik Tekfuru"na haber göndererek eşyalarını Bilecik'e göndermelerine izin vermesini, düğüne katılıp oradan yaylaya çıkacaklarını, ancak düğünün kalenin dışında yapılması gerektiğini söylemiş. Tekfur bu teklifi kabul etmiş. Osman Gazi kırk askerini kadın kılığına sokarak Bilecik Kalesi"ne göndermiş, kendisi ise kalenin dışındaki düğüne katılmış. Karanlık bastığında askerler getirdikleri silahlara sarılarak kaleyi ele geçirmiş, Yarhisar tekfurunun kızı Holofira'yı ise oğlu Orhan Gazi'yle evlendirmiş. Sonraları Nilüfer Hatun olarak anılan Holofira'nın adı Bursa Ovasını sulayan nehre de verilmiş. Bir yıl sonra (1299) Osman Gazi yerleşik yaşama geçip Yenişehir'i başkent yapmış ve böylece Kayı uç beyliği bir devlete dönüşmüş: hem de altı yüzyıl boyunca üç kıtada hüküm süren bir devlete. 19.yüzyıl'ın sonunda Bilecik'te 7230 Müslüman, 2485 Ermeni Ortodoks, 676 Ermeni Katolik ve 128 Rum olmak üzere 10,519 kişi yaşıyormuş, o zamanlar kentin en önemli geçim kaynağı ipekçilikmiş. Kent özellikle de aşağı mahalle Kurtuluş Savaşı yıllarında üç kez yakılıp, yıkılmış; kül olmuş. Şimdi birkaç yıkık minarenin görüldüğü bu bölgenin eski fotoğraflarda binalarla dolu olduğu görülüyor. Bilecik bu yıkımın izlerini yıllarca üstünden atamamış, Marmara Bölgesi"nin diğer kentleri hızla gelişirken burası hep yerinde saymış. 1990'lı yıllara kadar nüfusu neredeyse yüz yıl öncesiyle aynıydı. O yıllarda kurulan organize sanayi bölgeleri sayesinde Bilecik kalkınmaya başladı, nüfusu 40 bini buldu. Yinede nüfus ve yüzölçümü açısından Türkiye'nin en küçük illerinden biri, 81 il arasında 72.ymiş. Kent İstanbul-Eskişehir karayolu boyunca gelişimini sürdürüyor, özellikle 4 km uzaklıktaki İstasyon mahallesine modern siteler inşa edilmiş. Türkiye'nin en büyük mermer yatakları Bilecik'teymiş. Seramiğin hammaddesi olan kaolen ve feldispat en çok Bilecik'te bulunuyormuş. Birçok kentte yok olsa da ipekböcekçiliği halen Bilecik'in önemli bir geçim kaynağı. Biranın hammaddelerinden biri olan şerbetçiotu da büyük ölçüde Bilecik'te yetiştiriliyor. Yani taşı toprağı da, yaprağı da değerli bu kentin. Bilecik Bizans döneminde Belekoma olarak adlandırılıyormuş. Belekoma'dan geriye yalnızca yıkılmış kalesinin kalıntıları ulaşmış. Kalenin eteğinde ise Osmanlı İmparatorluğu"nun manevi kurucusu olarak kabul edilen Şeyh Edebali'nin türbesi, onun altında Orhan Gazi Camisi var. Mevlâna'nın çağdaşı olan Şeyh Edebali 1206"da Merv"de doğmuş. Ailesiyle birlikte Karaman'a gelmiş ve ilk eğitimini orada almış, daha sonra Şam'a gidip dönemin bilginlerinden eğitim almış. Geri döndüğünde Eskişehir yakınlarında bir tekke kurmuş, Osman Gazi de sık sık Edebali"nın tekkesinde kalır, ondan akıl alırmış. Misafir kaldığı gecelerden birinde bir rüya görmüş. Rüyasında Şeyh Edebali"nin göğsünden çıkan bir ay gelip kendi göğsüne girmiş. Buradan bir ağaç çıkmış, bu ağaç öylesine büyükmüş ki dalları göğü, köküyse tüm dünyaya sarmış. Gölgesi bütün yeryüzünü kaplamış, insanlar o ağacın gölgesinde toplanmış. Osman Gazi rüyasını anlattığında Şeyh Edebali şöyle bir yorum yapar ve müjdeyi verir: "Oğul Osman, padişahlık sana ve soyuna kutlu olsun, kızım da senin helâlin olsun." Ertuğrul Gazi'nin de oğlu Osman Gazi'ye beni kır, karşı gel ama Şeyh Edebali'yi kırma ve karşı gelme diye vasiyet ettiği kabul edilir. Kayı boyunun ışığı olarak görülen Şeyh Edebali Bilecik fethedildikten sonra tekkesini şimdiki yerine taşımış, 1326 yılında ölünce tekkenin mescit olarak kullanılan odasına defnedilmiş. Türbe geçtiğimiz yıllarda onarılmış ve gayet bakımlı durumda. Bilecik merkezindeki bir diğer tarihi yapı ise 20.yüzyıl başında inşa edildiği bilinen saat kulesi. Vezirhan beldesindeki Köprülü Mehmet Paşa Kervansarayı"nın onarımı bitmek üzere. Osman Gazi'nin babası Ertuğrul Gazi'nin (1189-1281) türbesi ise Söğüt ilçesinde. Türbe oldukça sade bir yapı, etrafında akrabalarının ve silah arkadaşlarının mezarları var. Yunan işgali döneminde Söğüt ateşe verilmiş, türbe de kurşunlanmış. (kurşun delikleri hala görülüyor) Her yıl Eylül ayının ikinci pazar günü türbenin çevresindeki alanda Ertuğrul Gazi'yi Anma ve Söğüt şenlikleri yapılıyor. Yüzyıllardır süren bu gelenek son yıllarda siyasetçilerin şov yaptıkları bir olay haline geldi. Bindirilmiş kıtalar ve erzak dağıtan kamyonlarla Söğüt'te boy gösteriyorlar. AKP'YE OY ATMAZSINIZ HA! 2006 ve 2007 yıllarında yaşanan kuraklık Bilecik köylülerini perişan etmiş, neredeyse hiç ürün alamamışlar. Komşu iller kuraklık nedeniyle afet kapsamına alınıp, borçları ertelenirken, Bileciklilere bu kolaylık sağlanmamış. Ardından borçlarını ödeyemeyen köylülere icra gelmeye başlamış. Geçtiğimiz aylarda bununla ilgili haberler medyada yer almıştı. Ben de merak edip tanıdıklarımın yaşadığı Gölpazarı ilçesine bağlı Üyük köyüne gittim. 80 hanelik köy 2004"te Bilecik Valiliği ve Bilecik 2. Jandarma Er Eğitim Tugayı Komutanlığı tarafından örnek köy ilan edilmiş ve birçok yatırım almış, haliyle Üyük köylüleri de kooperatife ve bankalara borçlanmış. Ancak 2006 ve 2007"de büyük kuraklık yaşamış ve hiç ürün alamamış Üyüklüler, bu nedenle Tarım Kredi Kooperatifi'ne olan borçlarını ödeyememişler. Kooperatif yetkilileri de icra işlemlerini başlatmış, kiminin traktörü, kiminin evlerindeki televizyon ve buzdolabı gibi eşyaları haraç mezat ellerinden alınmış. İcra işlemlerinin hâlâ sürdüğünü öğrendim köylülerden. Bunun sonucunda köy tarihinde ilk kez göç vermeye başlamış, en azından 20 hane başka yerlere göç etmiş. Üyük Köylülerine sordum, başka köylerde de icralık olanlar oldu mu diye? Evet dediler ama bizim köyde bu oran daha fazla, daha çok kredi kullandığımız için bize daha fazla icra geldi. Söylemeye çekindikleri şey ise sohbet koyulaştıkça ortaya çıktı. Meğerse köy AKP'nin gazabına uğramış. Öteden beri CHP'li olduğu bilinen köyden 2007 seçimlerinde CHP'ye 77, AKP'ye 65 oy çıkmış. Köy yerinde olacak iş mi bu? Bir de icraya gelen memurlara kafa tutup, medyaya haber verince iş çığırından çıkmış, kooperatif başkanıyla takışmışlar, başkanda elinden geleni ardına koymamış. Üyüklüler de kaymakamdan valiye kadar bütün yetkililerin kapısını çalmış ama icralar durmamış. Hatta Bilecik AKP İl Başkanlığı'na gittiklerinde "Siz CHP"ye oy verdiniz, gidin sorununuzu onlar çözsün" diyerek partiden kovulmuşlar. Şeyh Edebali Osman Gazi'ye vasiyetinde "insanı yaşat ki devlet yaşasın" der. "Osmanlı'nın torunu" AKP'liler bu sözü unutmuş olmalı ki yoksul köylülerin üzerine gidiyor. Söğüt şenliklerinde kamyon kamyon erzak dağıtmayı, yaz sıcağında kömür dağıtmayı biliyorlar ama çiftçinin yaşaması için hiçbir şey yapmıyorlar. Hatta Üyük'te olduğu gibi cezalandırıyorlar. Şu zihniyete bakar mısınız? Hâlâ AKP'den medet uman, bize demokrat diye yutturmaya çalışan sözüm ona "ezber bozanlar" var, benim asıl öfkem onlara Konuşulan konu ALLAH İLE ALDATMAK
Alıntı ALLAH İLE ALDATMAK |
||||||||||||||
|
HOŞ GELDİN KOMŞU
|
||||||||||||||
|
|